30 Eylül 2020 Çarşamba

KİMSE SENDEN DEĞERLİ DEĞİL🌸

 



Bismillah,

Gönül dostum diyerek söze başlamak istiyorum. Çünkü insan hissettiği kadar yakındır birbirine.

İnsanı hüzün sarar. Kırgınlıklar alır götürür. Kafası takılır bazen. Günlerce uyku uyuyamaz. Bazen de hazmedemez kendisine yapılanı.

Bence çoğumuz yaşadık bazı insanlara verdiğimiz değerin karşılığını görememe olayını. Sonra zehir olan dakikalar, saatler, günler…

Yeri geldi kendimizi suçladık, haksız yere.

Ben öğrendim artık hayatıma giren insanlara ne kadar değer vermem gerektiğini. (Ya da öğrendim sanıyorum)

Biri bir şey dese günlerce kafama takardım.

Artık olgunlaştım sanırım. Eskisi kadar takmıyorum kafama.

Kırılmasaydı belki gönül en çok değer verdiklerimize bir çocuk kalacaktı yürek, her şeyden habersiz.

Şu düşünce meşgul ediyor artık aklımı; ‘’ Kimse senden değerli değil, sen elinden geleni yap insanlık vazifeni yerine getir, güler yüzünü eksik etme ama ör duvarlarını kalınca o duvarı kimse kırıp da geçemesin sınırın olsun sana ait. Hayat çok kısa. Sana verilen nefesi doğru yolda kullanmaya bak. Bir şansın var bu hayatta mutsuzluk gemisine binmeyi tercih ettiysen eğer o gemide oluşan deliklerden de sen sorumlusun. Batarsın, boğulursun içinden çıkamadığın duygu denizinden. ‘’

(Bunu ben söylüyorum gönül dostum günlerce her şeyi kafama takan ben söylüyorum sen de yapabilirsin. 😊)

Her şey bizim elimizde aslında gönül dostum. İnsana insan olduğu için değer verelim. Değerin fazlası da ağır gelebiliyor bazen.

Sözlerimi sakın bencillik olarak algılama ya da bir başkasına üstünlük taslamak olarak da algılama. Kimsenin kimseye üstünlüğü yoktur gönül dostum. İnsan kafasına taktıklarıyla kendisine ruhen zarar verir. Bu da fiziksel olarak hayatına yansır. Bunun farkında olalım ki ruhumuz rahat nefes alsın.

Hani bir söz var ya ‘’ Allah’a inanın gerisi inanılacak gibi değil’’ diye, gerçekten de öyle.

Allah’a el açalım. Çünkü O’dur yaraları saran.

İnsan gelir yaralar. İnsanlar gelir yaralar.

Biz Allah’a inanalım.

Gerisi inanılacak gibi değil.

Dümen senin elinde iyi düşün gönül dostum 🕊

Sibel HASKÖY

30.09.2020/17.01

(Fotoğraf Alıntıdır)

 

 

 

 

 

27 Eylül 2020 Pazar

BİR ŞİİRİN YAZILAMAMIŞ HÂLİ 🌷

 



Bazı kelimeler eskir sanır insan, korkar ağzından çıkacak her harfin yankısından. Bilir ki o harf en derine nakış nakış işlenecek.

Eskittim artık der kelimeleri ta ki boğazı düğümlenene kadar. O yağmur yağmaz artık, dediği her an için pişmanlık yakar kavurur.

Gün olur eskidi sandığın her şiir kapalı sandığın arasından sızıverir yüreğine. Ya da senin kapattın sandığın.

İşte o zaman her damlası sulamakla mükellef olur kelimelerin tohumunu.

Sonra o tohum büyür büyür yazılanların çiçeği olur, yazılmayanların cana batan kaktüsü.

Her şiir çok şiir aslında. Üstü kapalı bazı şeyler. Örtmek edepten çünkü. Bu yüzden şiir severim ben.

Yazarsın kimse anlamaz, anlamasın da zaten kimse.

Yazmazsın için dolar dolar taşar.

O kelimeler işte taşanların vücut bulan hali.

Bazı duygular, bir şiirin yazılamamış hali gibi. Tozlu raflarda kalması gerekir.

Bir daha o raftan hiç inmemesi gerekir, incinmemesi için.

İnsanız işte. Kıyamayız eskiyenlere, tozlananlara önce indirir temizler, yamarız belki de sonra da öylece yerleştiririz yerine.

Yamandı bu gece duygular sanırım.

Şimdi o tozlu raflara yerleştirme vakti.

Sibel HASKÖY

27.09.2020/23.32

(Fotoğraf Alıntıdır.)

 

 

 

 

 

Birazdan Güneş Doğacak ☀️

 


Birazdan güneş doğacak. Gecenin tenhası güneşin aydınlığıyla kaybolup gidecek. Yerini sabahın sessizliğine bırakacak. Ardından şehrin karmaşası alıp götürecek insanın kalbini, uçsuz bucaksız boşluklara. Belki boş işlere yol alacak, belki dolup dolup taşacak. Bir gün de bitecek heybemize toplayabildiklerimizle. Ne topladık, sorusu bizlerle.

Ve yine gece olacak. Bu akış hep böyle devam edecek nefs nefesten ayrılıncaya kadar.

Her gün okunan belki de bizim ara sıra denk geldiğimiz sabah ezanında hepimizin bildiği "namaz uykudan hayırlıdır" kısmı yer alır. 

Gözün işi sanırız ya uyanıklığı oysa uyanmak kalbin işi değil mi?

Gözü açılır insanın lakin kalbi uyur bazı zamanlar.

Hangi dünyalık kalbimizi uyuttu ki Allah'ı zikretmekten alıkoyacak kadar.

Nasıl uyuduk, nasıl uyutuluyoruz?

Müslüman uyanık olmalı der ya bazı hocalar ekranlarda gerçekten de Müslüman uyanık olabilmeli.

Uyuyan göz olsun ama yuman olmasın.

Kalbi uyananlara selam olsun.

Sabah'ul Hayr ✋

Sibel Hasköy 🕊️

27.09.2020/06.32

25 Eylül 2020 Cuma

KALBİ KIRILAN OKUSUN🌺

 


Yürek kırılıyor bazen insan denen varlığa.

Umma ki küsmeyesin diye bir söz var.

Kimden umuyoruz? Kime küsüyoruz?

Güvendiğimiz dağlara kar yağdı diyoruz aslında karın yağacağını bile bile.

Büyüklerimizden duyduğum bir söz var; El alemden gelen öğün olmaz o da vaktinde bulunmaz.

Sanırım büyüdükçe bu cümlenin içerisine bırakıyorum yüreğimi.

Umuyorum insandan. İnsan denen varlık yüreğime karlar yağdırmış.

Benim hatam aslında, neden ummak fiilini insana adıyorsun ki?

Umuyoruz bekliyoruz. Beklenilenler bir bir yeniyor umutlarımızı.

Kalp ne kadar çok kırılırsa o kadar çok olgunlaşıyor insan. O kadar beklentisi azalıyor insanın.

Kime el açacağını daha iyi anlıyorsun o zaman.

Beklenilen insandan olunca Allah’ı unutuyor insan.

Kırılınca kalp, kimi ilk sıraya koyman gerektiğini anlıyorsun sonra.

Kırılmak anlamaya vesile oluyor.

Ya anlayamasak…

Kalbi kırılanlara selam olsun…

Sibel HASKÖY

25.09.2020/22.41

(Fotoğraf Alıntıdır)

 

 

 

23 Eylül 2020 Çarşamba

BU ASIRDA YAŞAMAK

 



Nasıl bir çağa denk geldik böyle Rabbim, diyorum bazen içimden.

Sonra düşünüyorum kötülük hep vardı eskiden de vardı. Sadece üstü kapatılıyordu.

Şimdi sosyal medya gibi mecralar var insanların mahremlerini teşhir eden. Edebimize, ahlakımıza ters olan şeyleri ‘’olması gereken’’miş gibi gösteren.

Kuran’ı Kerim’de helak olan her kavmin çirkin bir özelliği var.

Bütün bu çirkinlikler günümüzde toplanmış ve gözümüzün içene sokarcasına ailemizin, kalbimizin, ruhumuzun derinliklerine kadar işliyor.

Kimi farkına varıyor, kimisi de beni ilgilendirmez diyerek kendi yoluna bakıyor.

Bu asırda ‘‘yaşamak’’ çok zor diyoruz. Asr-ı saadette yaşasaydık daha farklı olurdu düşüncesi de yoklamıyor değil sonra.

Şöyle düşünelim, Ebu Cehil Asr-I saadette yaşadı Peygamberimiz’i (sav) gördü ama aydınlanmadı yüreği imanın nuruyla.

Hemen aklıma Arif Nihat Asya’nın iki dizesi geldi;

Ebu Leheb ölmedi, ya Muhammed;

Ebu Cehil kıtalar dolaşıyor.

Her devirde olacak Ebu Cehiller, Firavunlar, Lut kavmi gibi ahlaksızlıklar…

Yükümüz ağır, sorumluluğumuz büyük. Bize düşen hakikatten sapmamaya çalışmak.

Hz Asiye annemizi ‘’Hazreti Asiye’’ yapan Firavun’un eşi olması değil.

İnancı, teslimiyeti. Firavun gibi önde gelen kafire Allah’tan başka ilah yoktur, diyebilmesi.

Hz Lut (as) peygamberken eşi ona inanmadı. Hakkı göremedi.

Hakkı görebilmek hangi konumda hangi çağda olduğumuzla ilgili değil fark ettiysek.

İmam Şafi (Allah rahmetiyle muamele etsin) şöyle buyuruyor; Sen nefsini Hak ile meşgul etmezsen, batıl seni işgal eder.

Önce nefsime sonra sizlere.

Hakkın razı olduğu yerlerde olma duasıyla…

Sibel HASKÖY

23.09.2020/22.15

 (Fotoğraf alıntıdır.)

Dua eder yorumlarınızı beklerim 🌺🙏


 

 

 

 

 

 

 

 

21 Eylül 2020 Pazartesi

AHLAKIMIZ CAN ÇEKİŞİYOR 🌹

 



Yere göğe sığdıramadığımız televizyonlarımız, ahlakımızı elimizden almak için yarışıyor adeta.

Ahlakımız can çekişiyor.

Gayrimüslimler ne kadar uyanık ki savaşla alamadıkları değerlerimizi, ahlakımızı, evimizin baş köşesine oturttuğumuz televizyonlarımızla almaya çalışıyorlar.

İslam'a aykırı bir sürü sahnesi olan şu dizilerin hepsi mi tesadüf?

Televizyon çok gerekli zaten. Olmazsa olmaz. (!)

Allah'ın evini ziyaret edecek paramız yok lakin son model televizyon, son model telefon, daha sayamadığım son model şeyler, en lüks düğünler, en lüks çeyizler, en lüks.... alabilecek paramız var. Fakiriz zaten biz (!)

Bu parıltılarda oyalanırken kabrin karanlığını sanırım unutuyoruz.

Üzücü.

Zihnimiz bulanıyor, ruhumuz bunalıyor neden peki bunlar?

Hâlâ akıllanamayacak mıyız?

Hep uyuyacak mıyız böyle?

Nasıl böyle olabildik anlayamıyorum. Bu mücadele bunun için miydi sorusunu getiriyor aklıma, kendimden utanıyorum bazen.

Birileri bize dese İslam dininin provokatörlüğünü yap "hâşâ biz Müslümanız ne diyorsun sen", deriz. Halbuki İslam dışı şeyleri izleyerek yükselttiğimiz reytinglere ne demeli. Aynı şey değil mi? Birisi açıkça yapılıyor diğeri sebep oluyor.

Uyanalım artık, onlar dünya ceplerini doldururken biz ahiret cebimizi boşaltıyoruz!

Dinden bahsedince hepimiz her şeyi biliyoruz (!)

Dizilere gelince çekirdek elimizde İslam'a aykırı ne varsa zihnimize, kalbimize alıyoruz.

Sonra daralan kalp, yıkanan beyinler!

Hem tazecik beyinleri yıkıyorlar hem de değerlerimizi yıkıyorlar.

Komik olan şu ki; biz de izliyoruz. Öylece seyrediyoruz bize oynadıkları oyunları.

Uyanan bir ümmet olabilme duasıyla.

Ümmet olabilme bilincinde olma duasıyla...

Sibel HASKÖY

21.09.2020/22.31

(Fotoğraf Alıntıdır)

19 Eylül 2020 Cumartesi

BİR UMUT SIKIŞTI

 




Bir umut sıkıştı şu sıralar gönlüme. Sebepsiz.

‘’Olmaz ‘’deyip üzmüyorum kendimi. Hayırlısına teslimim cümlesinin olgunluğu var üzerimde.

Biliyorum ki Rabbim icabet eder edilen dualara.

Hz Mevlana şöyle der: Allah kuluna üç şekilde cevap verir; ‘’Evet'’ der, istediğini verir; '’hayır'’ der, daha iyisini verir; ‘'bekle'’ der, en iyisini verir.”

Sadece dünya için yaşamıyoruz sonuçta. Ahirete inancımız sonsuz.

Bütün duaları dünyaya biriktirirsek ahirete ne kalacak ki?

Bu dünyadan ardımıza bile bakamadan gideceğiz sonuçta. Tek kârımız umutlarımıza saklanmış dualarımız.

‘’Olur’’ deyip de bağlanmıyorum umudumun herhangi bir parçasına.

Biliyorum ki en küçük bir parça bile beni boğar bu akıntıda.

Orta yolu bulmak gerek aslında.

Ne olmayacak kelimesinden duvarlar örmeliyiz kendimize ne de olacak kelimesine boyamalıyız gönlümüzü. Evvela hayırlısı.

Onu diyebilmek marifet zaten. Dil ile demekte ne var peki ya gönül?

Şunu da söylemeden geçmeyeyim; bir sohbette işitmiştim. İcabet etmek ayrı şey, kabul etmek ayrı şey.

Allah’a güvenelim ve hayırlısını isteyelim.

Bakara Suresi 216; ….. Hakkınızda hayırlı olduğu halde bir şeyden hoşlanmamış olabilirsiniz. Sizin için kötü olduğu halde bir şeyden hoşlanmış da olabilirsiniz. Yalnız Allah bilir, siz ise bilemezsiniz, ayetine gönlümüzü teslim edebilme duasıyla.

Sibel HASKÖY

19.09.2020/20.52

 (Fotoğraf Alıntıdır.)


 

 

17 Eylül 2020 Perşembe

KAMBURDUR BAZI ŞİİRLER

 




Sırtında dertten bir yığın taşır


Bazı şiirler,


Kamburdur bu yüzden.


Yağmursa imtihan.


Yağmak eyleme dönüşürse


Anlatmak güçtür


O vakit.


Bazıları kaçmayı yeğler


Huy olmuştur çünkü


Kapüşonları yüreklerine geçer


Giderken.


Kırılır yağmur,


Kaldırıp başımı


Göğe bakayım ben.


Birkaç nakarat


Huzur bulsun dilimde.


Bırak da senin Şems’inde mülteci olayım


Kırılsın kötülükler


Gökkuşağı sarsın dizelerimi


Boş ver,


Onlar açsın şemsiyesini


Senin gülüşüne


Adına da dünya desinler.


Şarkıları,


Simsiyah olan dünya.


Sibel HASKÖY

28.11.2018/20.52

(Fotoğraf Alıntıdır)

16 Eylül 2020 Çarşamba

YOL KİMİN?

 




Bir gün bir sohbette denk gelmişti kalbim şu cümleye ‘’ Allah bu yolda sallar ama yıkmaz’’ diye.

Beni o kadar etkiledi ki…

Tekrar tekrar okudukça etkileniyorum.

Bu yolda yanımızda kim var? Kime sığınıyoruz?

Paraya mı, yüksek yüksek mevkide bulunan tanıdıklara mı?

Sığınak kim?

O’ndan (c.c) başka dost ve yardımcı olmayacağını bile bile ardına sığındığımız ne, neler?

Herkes bu dünya denen yolda yürür. Kimi dünyalıkların verdiği sarhoşlukta boğulur, yıkılır ve kalkamaz.

Kimisi de Allah’a güvenir. Tevekkeltü al’Allah diyerek Allah’a yaslar gönlünü.

Allah imtihan eder kulunu kendisine yakınlaştırmak için. Sallanırız belki imtihanın ağır denizinde. İslam üzere olunca yolumuz sallansak da ‘’Allah bizimledir’’ ayetinin sıcaklığı kaplar yüreğimizi. Yıkılmayız işte o zaman.

Mesele yüreği Allah’a yaslayabilmek işte.

Yaslayabilirsek eğer; imtihanımız yola ne için çıktığımızın ve kiminle çıktığımızın tercümanı olur.

Hz Mevlana ölüm gününü ‘’düğün günü’’ olarak adlandırır.

Yüreğinde nasıl da Allah’a kavuşmanın mutluluğu var öyle…

Onun düğün dediği ölüme biz korkuyla bakıyoruz.

Kaçabileceğimizi sanıyoruz. Çıkış arıyoruz, kaçış arıyoruz ama yok!

Korkunun ecele faydası yok, der ya büyükler tam da yerine yerleştirdi aklımdaki taşları.

Belki günahlarımızın karşılığını almaktan korkuyoruz.

Burada kalabalığın ihtişamıyla oyalanmak hoşumuza giderken ‘’Ağızların tadını bozan ölümü çokça hatırlayın’’ hadisini hatırlamak işimize gelmiyor belki de.

Kaçış yok ama.

Ama kaçış yok.

Kimin yolunda kim için yaşıyoruz, sorusunu oturup biraz düşünmek gerekiyor sanırım.

Sallanalım ama yıkılmayalım Allah’ın izniyle…

Sibel HASKÖY

15.09.2020/ 23.22

 

 

 

 

 

 

13 Eylül 2020 Pazar

BAZI GECELER…🌙

 



Bazı geceler


Gecenin bazısında


Uzun gelir kimi zaman


Kimi zaman kısa


Siyah bir çember döner durur


Karıncanın ayak sesinde.


Sesiz, sakin, usulca.


"İslam'da gece önemlidir" demişti


Bir hocam


Koronadan önce.


Kimi yastığında


Kimi gaflette


Uyuklarken sessizce


"Ben geldim Rabbim" diyebilmek


Sevda işi gönülde.


Geceye teslim olmalı yürek


Nice gönüller uyuklamanın sevdasına sarılmışken.


Hep İnşirah deriz ya


Geceye sırlanmış İnşirah


Aramadan bulunmaz ki aranan.


Ya Rab ferahlık bahşet yüreğimize


Şu gecenin hürmetine.


 Sibel HASKÖY

13.09.2020/00.20

(Yorum kısmına görüşlerinizi yazarak benimle paylaşabilirsiniz. 🕊)

 

11 Eylül 2020 Cuma

BABASI DA KURTARAMADI…

 




Hz Musa (as)’ın adı geçince beni etkileyen iki olaya yer vermek istiyorum.

Hz Musa (as)’ı sihirleriyle küçük düşürmek isteyen sihirbazlar, yarışın sonunda Allah’a iman etmişlerdi.

Hakk tecelli edince kalplerine Firavun gibi dehşet abidesinin onların ellerini, ayaklarını çapraz keseceğini bile bile korkmadan dimdik durdular karşısında.

Düşünüyorum da nefsime ufacık bir zarar gelse bu kadar sahip çıkabilir mi ki nefsim davama?

‘’Ben sizin Rabbinizim’’ diyerek geziniyordu ortalıkta Firavun. Boğulmaya ramak kala ‘’Musa’nın Rabbine iman ettim’’ demişti. Oysa kendisini bekleyen hazin sondan kaçamadı.

Firavun tövbesi işte buradan gelmekte dilimize.

Firavun da öldü nefs. Ben Rabbim diye etrafta kibriyle nam salan Firavun da öldü.

Rab olan ölür müydü oysa(!)

 Burası dünya, misafirhane işte. Bu can emanet. Ve biz Allah’tan geldik Allah’a döneceğiz. Tek hükümdara…

Bir de Musa (as)’ın oğlu var beni etkileyen.

Hani bir dağa çıkıp kurtulacaktı, inanmayanların felaketi olan o günden.

Güvendiği dağları sular basmıştı.

Hak tecelli etmemişti kalbine oysa babası peygamberken.

Babası da kurtaramadı onu.

Peygamber Efendimiz’in bir sözü var kızı Hz Fatıma (as)’a söylediği; ‘’Ey kızım! Baban peygamber diye güvenme, Rabbine karşı kulluk vazifeni yap. Eğer Allah’tan nefsini satın alamazsan vallahi ben bile senin namına hiçbir şey yapamam.’’

Biz neye güveniyoruz sorusunu aklımıza getirmek gerek babamız peygamber değilken!

Ne çok oysa bağlacını kullanmışım bazı cümlelerimde. Sonumuzu bir bağlaçla devam ettirmeden kalbimizi Hakk’a bağlayabilme duasıyla.

Sibel HASKÖY

11.09.2020/21.21

ÇOCUK EĞİTİMİNDE POZİTİF İLETİŞİM 📚




‘’Zira yetişkinler; çocuğa dinin iyilik ve güzelliklerini; imanın İslam’ın, namazın, orucun ne kadar iyi şeyler olduğunu anlatınca çocuklar bunu anlayacak ve sevecek zannederler, Halbuki çocuk dini ancak ‘’dini öğreten kişiyi severse’’ sever.’’

O kadar güzel bir cümle ki…🌸

Bir anne bir baba bir abla bir ağabey veya bir öğretmen olarak çok dikkat etmemiz gerek. 🦋

Bizim taşıdığımız Müslüman kimliği aynı zamanda da yansıttığımız bir kimlik.

Nasıl yansıttığımız çok önemli.🕊

Güzel bir kitap lütfen okuyun😍

(Kitap ile ilgili yorumlarınızı yorum kısmına yazarak benimle paylaşabilirsiniz.)


9 Eylül 2020 Çarşamba

İMAM HATİPLİYİM GURURLUYUM🙏


 

İmam Hatipli olmaktan gurur duyuyorum.

İmam Hatip lisesine çok severek başladım ve şükrederek de bitirdim Elhamdülillah.

Lise tercihlerimi yaptığım zamanlar da İmam Hatip Liselerini sevmemekten yana taraf tutan insanlar benim İmam Hatip Lisesi’ne gitmemi istemediler.

Çok şükür uzun uğraşlar sonucunda İmam Hatip Lisesi’ne başladım.

Okuldaki ilk günümü hatırlıyorum da benim için o kadar huzurluydu ki…

Arapça beni korkuttukları kadar zor değildi. 😊 Çalışınca gerçekten yapılabiliyormuş.

Benim lisem bana gerçekten çok şey kattı. Gerek ders anlamında gerekse manevi anlamda.

Çok şükür ki sadece dersimi anlatayım hemen çıkıp gideyim diyen hocalara rastlamadım. Varsa da bana denk geldiğini hatırlamıyorum.

Farklı branşta olan bazı hocalarımız dersin ilk dakikalarında bizlere çok özel nasihatler verirlerdi. Yani benim için çok özel diyebilirim.

 Kaç yıl geçerse geçsin bazı sözler hafızamdan silinmeyecek kadar kalıcı.

Kalbimde ve hafızamda yer eden 2 örneği paylaşmak istiyorum;

‘’Ar perdesi yırtılırsa bir daha dikilmez’’ derdi benim için çok değerli Tarih Öğretmenim.

Belki lisedeyken tam manasıyla idrak edemezdim ne demek istediğini.

Şimdi ona öyle hak veriyorum ki…

Ar perdesi…

İnsandaki utanma duygusu haya duygusu.

İnsan bir kere utanma duygusundan uzaklaştı mı ne edep ara ne de hâyâ.

Çok değerli Edebiyat Öğretmenim de bir dersinde; Saat 02.59 ise 02.59 deyin 03.00 demeyin derdi, doğruluktan yana taraf tutmamızı isteyerek.

Hayata olan inancım, belki de lisemde şekillendi.

Üniversite hayatımda bu sözler yer yer beni yönlendirdi.

Kısaca lisedeki her öğretmenimin bana ders dışında çok özel şeyler kattığına inanıyorum.

Hakkıyla bizleri manevi anlamda doyuran saygıdeğer hocalarıma şükranlarımla.

İmam Hatipliyim gururluyum.

Sibel HASKÖY

09.09.2020/21.58

(Fotoğraf Alıntıdır)

 

 

5 Eylül 2020 Cumartesi

EVREN MESAJ GÖNDERDİ (!)

 



İnsan ağzından çıkan sözü önce düşünmeli.

Düşünerek konuşmalı.

Birilerinin dediklerini hafızasına kaydedip doğru diye karşısındakine söylememeli.

Bu söz ne kadar doğru, sözü yerine göre mi kullanıyorum diye düşünerek akıl süzgecinden geçirmeli.

Aklın süzgecinden geçemeyen her sözcük hafızanın gereksiz şeylerle dolmasını sağlar, bana göre.

Dizilerde, filmlerde, güldürü programlarında, sosyal medyada hafızamıza öyle kötü ve ince şeyler lanse edilmek isteniyor ki…

İnancımıza saldırıyorlar, geleneklerimize saldırıyorlar. Aile hayatımıza saldırıyorlar…

Olmayan karakterler üzerinden yaşamlarımızı değiştirmeye çalışıyorlar.

Hayallerini; o izlenen dizilerdeki filmlerdeki insanlara göre inşa ediyor gençler, çocuklar.

Var olan ne varsa yıkmak istiyorlar ve yerine özgürlük damgasını yapıştırıyorlar.

Ben özgürüm diyerek boş gezenin boş kalfası insanlar yetişiyor sonra.

Bir canlıya zarar vermek özgürlük olarak anlaşılıyor. Bu mudur özgürlük?

Bizlerde olmasını istedikleri şeyleri biz akıl ve kalp süzgecinden geçiremezsek durumumuz vahim.

Dizileri senaristler yazar, yönetmenler istedikleri gibi yönetirler.

Lüks yaşamı bizlere empoze ederler. Oysa malın ve evladın bizlere fayda vermeyeceğini söyleyen Kur’an ayetlerini inkar ederek.

İsyanı teşvik ederler, şükürden bizleri uzaklaştırmak için.

‘’Evren’’ derler Allah ile olan bağlarımızı koparmak için.

Ve daha bir sürü şey var yazılacak.

Dizilerde, filmlerde iyi şeyler olur ‘’Evren’’ verdi, ‘’Evren’’ mesaj gönderdi derler.

Kötü şeyler olur ‘’Neden Allah’ım, neden böyle, neden ben’’ gibi isyan cümleleri kullanırlar.

Karakterler yalan söylerler, kötülük yaparlar kendi yaptıklarının sonucu yönetmenler tarafından yönetilir. Sonra ‘’Neden Allah’ım’’ (!)

İsterler ki bizler de oyuncuları yönettikleri gibi yönetilelim.

Akıllı olalım. Her verileni doğru diyerek kabul etmeyelim. Her söze dikkat edelim.

Çoğumuzun iç sıkıntısı var. Allah’tan uzaklaşıyorum diyerek dert ediniyoruz kendimize.

Neden uzaklaşıyoruz acaba sorusunun cevaplarından birisi asılında.

Göz harama baktıkça kalp Allah’a yönelmez, derler.

Uyanan Müslümanlardan olma duasıyla.

Biz uyursak bizi uyutan çok olur!

Sibel HASKÖY

05.09.2020/12.15

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

4 Eylül 2020 Cuma

HEPİMİZ BUNALDIK...

 



Maske takmaktan çok bunaldık artık.

Bu sıcaklarda ne bu eziyet, değil mi?

Sıcağı bahane edip maskeleri kollarına takanlar. Yerdeki kirli maskeyi yüzüne takanlar. Maskeden bunalanlar, maskeye söylenenler…

Daha bir sürü şeyler.

Hepimiz bunaldık evet, bireysel algılamayalım.

Şükredelim ki yüzümüze takacak bir değil birden çok maskemiz var.

Kıymet bilelim.

Ne kadar bunalsak da sıkılsak da imtihan sonuçta. Söylenmek ile ağzımızı yoracağımıza bir salavat fazladan getirebiliriz mesela.

Bu zamana kadar aldığımız nefesin hesabını kimseye vermedik, Allah’tan başka.

Şimdi öğrendiysek eğer nefes almak ne kadar kıymetliymiş.

Maskelere söyleneceğimize dua edelim de maskenin altında da olsa nefes alabiliyoruz. Ciğerlerimiz sağlam ki nefes alabiliyoruz. Maskeyi takacak bir burnumuz, iki kulağımız var, çok şükür.

Hep bütüne odaklandığımız için parçaları göremiyoruz.

Yazık ediyoruz kendimize.

 ‘’Ayağın taşa takıldığında, Allah Kahretsin bile deme, dua et ki taşa takılan bir ayağın var. ‘’ der Necip Fazıl Kısakürek.

Çoğumuz ayağa değil de taşa odaklanıyoruz sanki.

Ayağımız olmak zorundaymış gibi yokluğu aklımızın ucundan bile geçmiyoruz.

Her şeyimiz tam olmak zorunda değil mi (!)

Şükredecek o kadar çok şey var. Yeter ki kıymet bilmeyi öğrenelim.

Rabbim sağlığımızın kıymetini bilenlerden eylesin.

Sibel HASKÖY

04.09.2020/11.26

 

 

 

 

 

 

3 Eylül 2020 Perşembe

GENÇ WERTHER'İN ACILARI 📚


Kitabın başlarında sıkılmama rağmen sonlara geldiğimde ''düşündüğüm şeyi yapmayacaksın değil mi Werther'' diye iç konuşmalarım olmadı değil. 😊
Bu kitaptan çıkardığım ders; insanın mutluluğu da hüznü de kendi elinde 🌸
Bir saplantı uğruna insan kendi hayatını karartabiliyor.
Ah Werther hem dünyanı hem ahiretini kararttın 😞
Kitap hakkında sizler de yorumlarınızı benimle paylaşabilirsiniz 👇

 

(Kitap ile ilgili yorumlarınızı yorum kısmına yazarak benimle paylaşabilirsiniz.)

  ANLAMLI ve COŞKULU BİR YAŞAM İÇİN SAVAŞÇI ‘’Savaşçı’’ isimli bu kitap Doğan Cüceloğlu’na aittir. Yolum Karşıyaka’da ikinci el bir kitapç...